Reklamlar

Keşifler ve Coğrafya: 15. ve 16. Yüzyıl Keşifleri olan kitabın yazarı, coğrafya eğitimi ve coğrafya tarihi alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan akademisyen Nazan Karakaş Özür’dür. Kitap içerik olarak üç ana bölümden oluşur. Yazar, bu bölümlemeyi yapmasının iki nedeni olduğunu giriş kısmında belirtir ve bu nedenlerin birincisini “konuların kavramsal çerçevesi ve ilişkilerin belirlenmesi için coğrafya ve keşif bağlamında bir ön tartışmaya ihtiyaç duyulması”, ikincisini ise “keşiflerin gerçekleştiği dönemin bütünlüğünün bozulmadan ayrı bir bölüm halinde ortaya konulması gerekliliği” olarak açıklar.

GİRİŞ

Coğrafi Keşif kavramı, keşif düşüncesindeki somut olanı, yani kara ve denizlerin bulunması olayını vurgulamak amacıyla yaygın şekilde kullanılmaktadır. Ancak bu kitabın konusu olan keşifler, sadece bulunan kıtaları okyanusları değil, onunla ilgili ortaya çıkan sistemleri, kültürleri ve akla gelebilecek tüm sonuçları bir arada değerlendirme çabasındadır. Mekân ve insana ait olan her şeyin coğrafyaya ait olduğu gerekçesiyle bu kavram, kitabın bundan sonraki bölümlerinde sadece keşifler olarak kullanılacaktır. Bu tanımlamada odak noktası olabilecek 3 temel olay sayılabilir.

1. Portekizlilerin Ümit Burnu Yolu’nu bulmaları

2. İspanyolların Kristof Kolomb sayesinde Amerika Kıtası’nı keşfetmeleri

3. Magellan’ın Büyük Okyanusu kat eden dünya turu.

Söz konusu olaylar, dünyanın bugünkü sosyal ve ekonomik düzeninin ortaya çıkmasını sağlamış, mekân kullanımı ve siyasal yapılanma açısından değişim ve dönüşümün başlamasına neden olmuştur.

BÖLÜM 1: COĞRAFYA ve KEŞİF

İlk keşifler ve bunların nedenleri incelendiğinde, aslında insanoğlunun keşfetme konusundaki girişimlerin sadece 15. yüzyıla has olmadığı görülür. Bu düşüncenin temelinde insanın çevresindeki kaynakları kullanma, yönetme veya siyasallaştırma çabası yatar. Bu çabanın çok önemli bir motive edici yönü vardır; o da merak. Merak, insanoğlunun diğer bütün duygusal nitelikleri gibi var oluşunun bir parçasıdır. İnsanoğlu, yaşadığı yerdeki yeryüzü özelliklerine merakla bakmış, incelemiş ve anlamaya çalışmıştır. Ancak sayfalar ilerledikçe göreceğiz insanın yeryüzü ile ilişkisi sadece yaşadığı yer ile sınırlı kalmamıştır. İnsanlar, yaşadıkları yerlerin dışına çıkma konusunda da çabalar göstermiş. İlk insanlar zaman zaman çeşitli nedenlerle yaşadıkları ortamı terk etmişler. Bu yer değiştirmelerin nedeni ise genellikle artan nüfus, korunma, savaşlar, insani ihtiyaçlardır. Yani kısaca, keşif işi hem insanın dış dünyasında ilişkili olduğu mekânda hem de iç dünyasında zihninde gerçekleşebilecek bir eylem. Dolayısıyla keşifler geçen zaman içinde sadece dağın arkasında neyin olduğu gibi basit bir düşünceden, dünyanın hazinelerinin ele geçirilmesi gibi maceralar dönüştüğünü görüyoruz. Bu maceralar bazen zenginlik, bazen siyasi güç altında hep sürmüştür. Keşif düşüncesinin sürmesinde etkili olan başka bir faktör de vardır ki bu çok önemlidir bence, insanın mekânı kullanma ihtiyacıdır. İnsanların bireysel olarak kendi yöntemlerini belirlemeleri ve toplumsal olarak organizasyonlar üretmeleri sonucunda, farklı mekân kullanım türleri ortaya çıkmıştır. Böylece insanlar mekânı farklı tarzlarda kullanmışlardır. Bu da farklı inançlar ve kültürel nitelikler geliştirilmesine neden olmuş. Buradan anladığımız şey, coğrafyanın sentezci yaklaşımının çıkış noktası budur. İnsan mekânla kurduğu ilişki de bir yandan yaşaması için gerekli olanları üretirken, diğer yandan da dünya ile tanışmıştır. İnsanlar, neyin üzerinde yaşadıklarını ve onun nasıl bir şey olduğunu sorgulamışlar ve yaşadıkları yerlerin ötesini ise hep merak edip buraları tanımak bilmek konusunda girişimlerde bulunmuşlardır. Bunlar, Platon’un ilk küresel dünya düşüncesini ortaya atmasıyla birlikte Pisagor dünyanın küreselliğini matematikle kanıtlama yolunda çalışmalar yapmıştır. Özellikle dünya algısının gelişim süreci, Hekataios’un dünya haritasından başlayarak, haritacılık tarihinden de takip edilmiştir.

Coğrafi düşünce birçok bileşeni olan karmaşık bir yapıya sahiptir. Coğrafi düşünce coğrafi bilgiyi doğurur. Coğrafi bilginin de elde edilme sürecinin ilk aşaması keşiflerdir. Keşiflerin önemli boyutlarından biri devletler ve politikaları olduğu gerçeğidir. Çünkü devletler, kâşifler aracılığıyla ticari bağlantılar kurmak, gidilen yerlerin zenginliklerinden haberdar olmak ve dinleri yaymak gibi nedenlerle kâşiflerden yararlanmışlardır. Coğrafyacılar, keşiflerle başlayan olaylar dizinini görmezden gelemez. Her şeyden önce coğrafyanın tanımlanma biçimlerine bakıldığında, yapılan vurgular tam da coğrafyanın içinde coğrafi bir olay olduğunu gösterir. Coğrafyayı bir mekân bilimi olarak kabul ederken, mekânı insanla birlikte ele alır. Coğrafi bilgi birikiminin artmasına paralel olarak bilinen dünya kavramının kapsamı da genişlemeye başlamış. Bu özellikle devletlerin yayılma politikaları üzerinde önemli etkiler oluşturmuş. Devletler kendi sınırları dışında kalan alanlar ile ilgili bilgi sahibi oldukça daha da genişleme çabası içine girmişlerdir. Edinilen bilgiler ise sadece yazılmamış, ilk zamanlardan bu yana haritalar halinde sunulmuştur.

Yunan kolonileri, genel olarak batı ve güney Akdeniz kıyıları ile Karadeniz kıyılarına doğru yayılmışlar bu alanları bilinen dünyanın bir parçası haline getirmişlerdir. Yunan kolonicileri Foçalılar; Akdeniz’in batı ve kuzey kısımlarında yerleşmişlerdir. Burada yapılan kalay ticareti ise şehrin büyümesinde önemli rol oynamıştır. Yunanlılar kolonileştirme ve ticaret ağları sayesinde bilinen dünyanın sınırları geliştirme çabalarına hizmet etmişlerdir. Romalılar ise, Yunanlılardan farklı olarak, fethettikleri yerlerin askeri ve ekonomik bilgilerini toplamak, çevrelerindeki yerler ile ilgili fethe zemin hazırlayacak bilgiler edinmek istemişlerdir. Bu da bize şunu gösterir, hâkim olabilmek için o yerin coğrafyasını bilmek lazım. Roma’nın sürekli sınırlarını genişletme arzusu kuzeyde ve güneyde birçok yerin daha iyi bilinir halde gelmesini sağlamıştır. Bu nedenle, yollar sayesinde ulaşımın kolaylaşması, kara içi keşif gezileri için önemli bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir.

Roma döneminde, söz edilebilecek coğrafi bilgi ve keşiflere katkısı olan bilim adamı Batlamyus İlk çağın en büyük ve son coğrafyacısıdır. Batlamyus’un bilinen Dünya haritası, 15. yüzyıl keşiflerine ilham verecek derecede çağının ötesine kadar uzanmıştır. Haritasında enlem ve boylam çizgilerine yer vermesi dünyayı küre şeklinde göstermesi onun günümüze kadar gelen ününün kanıtıdır. Haritasında Hazar Denizi ilk kez kapalı olarak anlatılmıştır. O zaman diyebiliriz ki, coğrafya bilim tarihi, genel beşeri ve ekonomik coğrafya, harita bilgisi, jeomorfoloji ve tarihi coğrafya ve diğer alt dalların konularını içinde bir yerlerde, keşiflere yer verilmesi gerekir. Çünkü görüyoruz ki keşifler, coğrafya bilimi için çok önemli bir yer tutar. Örneğin, yerleşik hayata geçiş insanlık tarihinin dönüm noktasını oluşturan olaylardan biridir. Biz coğrafyacılar bu olayı hem arazi kullanımı, hem nüfus hem ekonomik faaliyetler, hem de siyasi coğrafya alanlarında ele alırız. Dolayısıyla keşiflerin kendisi tümüyle coğrafi bir olaydır. Keşifler coğrafi çevreyi çeşitlendirmiştir. Nasıl mı? Coğrafi çevre olarak eski dünya kıtalarının yerleştiği ılıman iklim bölgesi, keşifler sonucunda dünyanın diğer iklim kuşakları ile doğrudan ya da dolaylı bağlantılar kurmuştur. Portekizliler, Afrika kıyıları boyunca ilerlerken kuzeyden güneye ılıman iklim, ekvatoral iklim ve güney yarımkürenin ılıman iklimlerini geçerek, Asya, Afrika ve Avustralya’nın çevrelediği Muson bölgesi ile tanıştılar. Bu farklı iklim bölgeleri dünya üzerindeki çeşitliliğin ortaya çıkmasına yeni coğrafi ortamların tanınmasına yol açmıştır. Ayrıca keşifler ile başlayan coğrafi çevrenin genişlemesi sömürgecilik ve yayılma isteği nedeniyle de bir yer kapma yarışına dönüşmüştür. Bu yarışta en değerli hazineler ise haritalardır. Keşifler coğrafyacılar için yeni bir dönem başlatmıştır.

Keşifler sonrası coğrafyacıların sayısı artmıştır. Keşifler ile yeni bulunan alanları inceleyecek ve rapor oluşturacak tek alan coğrafyadır. Böylece bir dönem dünya siyasetinin kontrolü coğrafyacıların ürettiği bilgilere bağlı olmuştur. Zira görüldüğü gibi keşifler coğrafyacıların bilgileri ve denizcilerin cesaretleri ile gerçekleşmiş, sonrasında da keşfedilen yerler, coğrafyanın bir alan olarak ortaya çıkmasında çok önemli bir katkı oluşturmuştur. Devam eden yüzyıllarda Avrupa’da coğrafya biliminin bu kadar hızlı gelişmesinin nedeni dünyanın tasvir edilmesine duyulan ihtiyaçtır. Bu durumun en güzel kanıtı ise, coğrafyacı kadroların, derneklerinin ve kurumların sayıca artmasıdır.

BÖLÜM 2: KEŞİFLER DÖNEMİ

İnsanlık yaşaması için birincil ihtiyaçlarını giderdikten sonra oluşturacağı sistemin devam gerekçesi ile başka faaliyetler de yapması gerekir. Bir yer bulup yerleşme, geçim ekonomisine bağlı olarak ortaya çıkar. Yerleşme de mekânın siyasallaşmasını sağladığından devletlerin ortaya çıkışı gerçekleşir.

İlkçağ Keşifleri: Yerleşmeler kıyı şeridinde ve iç kesimlerden gelen büyük nehirler boyunca dizilmişlerdir. İnsanların yerleşme için bu alanları seçmelerinin ve buraların ilk kültür merkezlerinin kurulduğu, insanlık tarihinin parıltılı gelişmelerinin yaşandığı yer olmasının bazı nedenleri vardır. Akdeniz kıyılarının girintili çıkıntılı olması, bol miktarda doğal liman ve sığınak oluşmasına neden olmuş, bu durum ise ilk denizcileri cesaretlendirmiştir. Karadan gelen malların taşınmasında elverişli bir taşımacılık yolu oluşturulmuştur. Birbirine yakın birçok adanın bulunması ve yılın büyük bölümünde iklimin elverişli olması denizcilerin kolaylıkla denize açılmalarını sağlamıştır. Elbette bu bölgenin coğrafi şartlarının sunduğu pozitif imkânlar, medeniyetlerin oluşmalarına hatta birbirleri ile bağlantı kurarak gelişmelerinde önemli rol oynamıştır. O halde ilk keşifleri kim ve nasıl gerçekleştirdi? Kendilerine has özellikleri ile hemen dikkat çeken Fenikeliler. Doğu Akdeniz ve Suriye civarında, kıyıdan yükselen dağlar nedeniyle dar kıyı boyunca kolay savunulabilecek yerlere yerleşmişlerdir. Önceleri kıyıda balıkçılık yaparlarken sonrasında denizci ve tüccar olmuşlar. Bu durumun olmasında çevrelerinde bulunan medeniyetler ve nüfus potansiyeli etkili olmuştur. Çeşitli madenleri işleterek elde ettikleri bakır, demir gibi metallerden savaş silahları yaparak oldukça etkili bir ticaret anlayışı geliştirmişlerdir. Bu da bize Fenikelilerin çevrelerine doğru yayılma faaliyetlerinin temelinde ticaretin olduğunu gösterir.

İlkçağlarda karada yapılan keşifler: Elbette ki kara ortamındaki yollar söz konusu olduğunda en ünlüsü Roma yollarıdır. Roma’dan farklı yönlere inşa edilen yollar, imparatorluk sınırları içindeki ulaşımın hızlı ve kolay olmasını sağlamıştır. Bu da bilinen dünyanın genişlemesine ve farklı yerlerde yaşayan insanların birbirlerinden haberdar olmasına hizmet etmiştir. Ancak yine de ilk yolların ortaya çıkma nedeni genel olarak malların değiş tokuşunu sağlamak ve ihtiyaçları gidermek olmuştur. Mal değiş tokuşu yapacak iki yer arasındaki yolun nereden geçeceği ise mekânın coğrafi özellikleri belirlemiştir. O dönemler için yer şekillerinin genel uzanışlarına uyumlu, vadiler, kıyı şeritleri ve nispeten düz alanlar bu yolların güzergâhı olmuştur. Böylece keşiflerin yüzlerce yıllık tarihi boyunca, yol sistemleri ile birlikte şekillendiğini, yer şekilleri, iklim, akarsu gibi doğal ortam özelliklerinden etkilendiğini görüyoruz.

BÖLÜM 3: KEŞİFLERİN SONUÇLARI

Bir coğrafyacı olarak keşiflerin sonuçları öncelikle kartografya ile ilgilidir. Çünkü Avrupa’da dünya algısı ve kartografik seviye keşiflerle birlikte çok hızlı bir değişim ve gelişime uğramıştır. Batlamyus, kartografya alanında dönemin büyük bir ustasıdır ve projeksiyon sistemleri, konum belirleme, dünyanın çevresini hesaplama konularında ilkçağ bilgilerini en üst düzeye taşımayı başarmıştır. Elbette denizdeki ilerleme, karadaki coğrafi bilgiyi ve kartografya bilgisini de beslemiştir. Gün geçtikçe, bu deneyimler kitaplara dökülmüş, kartografya tarihinin Avrupa’daki yükselişi ise böyle başlamış. Bu sayede kartografya ve coğrafya bilgisi önce keşiflere hazırlayan bir etken iken, keşiflerle birlikte işler tersine dönmüş ve keşifler kartografyayı çok hızlı bir şekilde geliştirmiştir. İlerleyen zamanlarda haritanın gelişmesi ise yer kapma yarışı ile paralel gittiğinden haritalar aynı zamanda keşfedilen yerlerin varlığının ve el konulduğunun ispatı olmuştur. Buradan anlıyoruz ki haritanın siyasal bir gücü vardır ve gizlilik konusunda hassas davranılmasına neden olmuştur. Harita üzerinde her bir görüntü bir mesaj yüklüdür. Bir yeri haritalamak onu bilmekti; onu bilmek ise ona sahip olmak demektir. Siyasi coğrafyanın ve jeopolitiğin en önemli argümanı haline gelen haritalar 16 yüzyıl keşiflerinde dünyaya atılan emparyalist tohumların ürünü olmalıdır kuşkusuz.

Keşiflerin ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan biri de hastalıklar olmuştur. Hastalıkların oraya çıkmasında da, artan nüfus ve göçler büyük bir etkendir. Avrupa’da oluşan ekonomik yükselme, şehirleşme ve nüfusun artmasıyla şehirlere akın eden insanlar; altyapı eksiklikleri nedeniyle pislikten kurtulamamışlardır. Hastalıkların ortaya çıkmasındaki ikinci faktör ise kıtalararası ulaşım şartları olmuştur. Keşiflerle birlikte kıtalar arasında deniz aşırı kurulan köprüler sadece altın, gümüş, mal taşımamış birçok hastalığı da Afrika’dan Yeni Dünya’ya taşımışlardır. Buraya kadar olan kısımda keşifleri, keşiflerle birlikte coğrafi şartlar üzerinde durduk. Şimdi ise keşiflerle birlikte dünya sahnesine giren sömürgecilik fikrinden bahsedeceğim. Sömürgecilik, bir devletin kendi ülkesinin sınırları dışında egemenlik kurarak yönettiği ekonomik veya siyasal çıkarlar sağladığı ülke, sömürülen ülke olarak tanımlanır. Bu tanımdan çıkan temel kavramlar ise ekonomi, dini yayma, işgal ve kültürel değişimdir. Sömürgecilik her dönemde insanları ırklara göre ayırmış ve sınıf farklılıklarını kamçılamıştır. Kendinden olmayan kültürleri ise yok etme yolundadır. Yeni kurulan yerleşmelere eski yerleşmelerden buraya gelenler tarafından verilen yeni isimler, hangi devleti temsil ediyorlarsa onun hükmü verilmiş. Başka kültürleri anlamaya ve örnek almaya çalışmamışlar sahiplendikleri toprakları harita üzerinde de kendilerine göre kurgulamışlar bu topraklar artık onların dini ve onlara ait kültürün malıdır. Avrupalılar sömürge topraklarını kendi kriterlerine göre tanımlayarak sınıflandırmış. Ülke adları ve siyasi sınırlar bu ölçütlere göre oluşturulmuştur. Oysa bu ülkeler bugün kendi milli kimliklerini, tarihi köklerini aramaktadırlar. Günümüzde küreselleşmenin tehdit olarak algılanan boyutları karşısında, mutlaka milli devletlerin bütün olarak hareket edebilen mekanizmaları ayakta durabilecektir. Bu durumda kılık değiştiren sömürgecilik çağında devletlerin parçalanıp yok olabileceği büyük çarklar içinde yaşayabilmeyi sağlayacak önemli güçlerden biri, ulus devlet yapısının korunmasıdır.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: