Reklamlar

Lykke kitabının yazarı Meik Wiking hakkında kısa bir araştırma yaptığımda yazarın çoğu kitabının temel konusunun mutluluk üzerine olduğunu gördüm. Yazar kitaplarında insanlara mutluluk aşılamayı amaç haline getirmiş. Danca’da ‘mutluluk’ anlamına gelen Lykke kitabında sadece mutluluğun sebep ve sonuçlarını kaplamıyor yaptığı araştırmalarla sureci de içine katarak mutluluğun araştırmasını yapıyor yazar. Meil Wiking birçok ülkeyi gezerek istatistiksel veriler oluşturuyor ve mutluluğun nasıl farklı kalıplarda insanları etkisi altına aldığını kitapta anlatıyor. Mutluluğun sırlarını araştıran yazar, mutluluk kavramının para, sağlık, komşuluk, seyahat vb. kavramlarda üzerinden nasıl değiştiğini araştırıp istatistiksel veriler sunuyor. Bu veriler bize Wiking’in araştırmalarını gerçek verilerden yararlanarak oluşturduğunu açıklıyor.

Kopenhag’da Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü’nün CEO’su olarak görev yapan yazar, görevinin mutluluğu ölçmek, anlamak ve üretmek olduğunu belirtmiştir. Bu enstitüde mutluluğu nedenlerini ve yaratacağı etkileri keşfederek bu keşiflerini insanlara öğretmeye çalışıyorlar. Mutluluğun keşfini yaparken aynı zamanda ona ulaşmanın yollarını yaşayıp deneyimleme sahibi oluyorlar. Wiking’in işi aslında dünyayı gezerek insanlarla iletişim kurarak onlara mutluluğu öğretmek. Danimarka’dan araştırmalarına başlayarak dünyanın birçok yerinde ve kıtasında araştırmalarını sürdürüyor. Danimarka Lykke kitabında okurken mutluluğun kaynağı bir ülke konumunda adeta. Mutluluğun bütün ölçütlerinin Danimarka halkı tarafından uygulandığı insanların ise sadece mutluluğu yaşamaya göre her şeyin dizayn edilmiş bir ülke olduğunu anlatıyor. Bu anlatımında yer verdiği istatistiklerden birinde bu kadar mutluluk düzeyinin yüksek olduğu bir ülke de hala daha tatmin olmayan hayata karşı kaygılı olan insanların varlığından bahsediyor. Mutluluk güzel evler, güzel meslekler, kullanışlı yolların dışında insanın kendisiyle olan bir savaş olduğunu anlıyoruz kitabı okurken. Danimarka’nın dışında İsviçre, Norveç, İngiltere, Yeni Zelanda gibi ülkelerde araştırmalarına devam eden yazar mutluluk ölçütlerinin aslında bir ırkının olmadığını mutluluğun yalnızca mutluluk olduğunu söylüyor. Kitabı okurken araştırılan ülkelerin gelir seviyelerinin genel hatlarıyla insanların mutluluklarında aslında çokta bir paya sahip olmadığını görüyoruz. Kitabın ‘Mutluluk nasıl ölçülür?’ bölümünde yazar öncelikle bireylerin kendi mutluluklarının farkına varmalarını sahip olunması gereken en üst mutluluk düzeyine bireyin kendisinin belirleyeceğini öğretmeye çalışıyor. Mutluluğun nesnel değil öznel olduğunu, her insan için temel mutluluk kavramlarının bir olmadığını açıklıyor. ‘Asıl önemli olanın hayatınız konusunda nasıl hissettiğinizdir’ diyor.

Yazar kendisini de Danimarkalı olduğunu belirtirken küçükken mum, ateş ve meşale gibi ışık saçan şeylerin insanları bir araya toplayarak birlik oluşturduğunu bununda mutluluk kaynağı olduğunu söylüyor. Gerçekten de bizim kültürümüzde olan Nevruz etkinlikleri düşündüğümde küçüklüğümde beni ne kadar mutlu hissettirdiğini hatırladım. Ateşin etrafında toplanan insanların ateş üzerinden atlayarak eğlence yaratması ve bu günün heyecanla beklenmesi aslında nasıl mutluluk ve beraberlik yaratıldığını açıklıyor. Ateşin ve yiyeceklerin insanları bir araya getirmek kapasitesi neredeyse kültür ve coğrafi sınır ayrımı tanımayan evrensel bir olgu olduğunu kitapta yazar belirtmiştir. Topluluk ve paylaşma duygusunun da yarattığı mutluluğu hatırlar gibiyim. Şimdilerde çok sık karşılaştığımız bir durum olduğu söylenemez. Ancak insanların paylaşmayı sevdiği zamanlara biraz da olsa denk geldim. Örneğin Aşure haftalarında her evde yapılan aşureler komşular arasında dağıtılırdı ve insanları bir araya getiren muhabbet ortamları yaratılırdı. Kitapta yiyecekleri paylaşmanın, bedenimizi beslemenin ötesine geçtiğini belirtiyor yazar.

Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü’nde yapılan bir başka araştırmada en mutlu ülkelerin güçlü topluluk hislerine, en mutlu insanların ihtiyaç duyduklarında güvenebilecekleri birilerine sahip olanlar oldukları belirtilmiştir. Türkiye’nin ülkelerin güvenebilirdik yüzdelerinin sıralanmasında aşağılarda yer aldığını görüyoruz. Dünyanın en mutlu ülkesi olarak gösterilen Danimarka’da insanlar aynı zamanda dostlarıyla ve arkadaşlarıyla en sık bir araya gelen ülke konumunda olması mutluluk oranlarının tesadüf olmadığını gösterir. Güven ortamının oluştuğu her ortamda bireyler kendilerini daha rahat ve özgür hissederler. Çocuklarını sokağa oyun oynamaya gönül rahatlığıyla gönderen aileler, çocuklarının mutluluğunu oluşturmuş olurlar. Çocuğun sosyal çevresinin gelişmesi, paylaşım yeteneğinin artması kendinden emin ve mutlu bireylerin yetişmesine ortam sağlar. Örneğin kitapta örnek verilen Fælleshaven evlerinde çocuklar tek avlu içinde oyun oynayarak sosyalleşiyor. Aynı zamanda birçok yönüyle sitede yaşayan halkın mutluluğunu etkileyecek durumların yaratıldığını görüyoruz. Park yerlerinin evlerin yakın yerlerinde olmayı bunlara en güzel örnek olabilir. İnsanlar arabalarını uzak yerlere park ederek evine ulaşırken birçok bahçeden geçiyor. En az kırk metre yürüyor ve bu bireyin o yürüme mesafesi boyunca hem spor hem sosyalleşme olgularını yerine getirmesine fırsat veriyor. Ortak bahçeler, park ve kamp alanları, sinema ve tiyatro salonları gibi özellikleriyle adeta bir sosyal cennet konumunda. Kitabı okurken böyle bir sistemin içinde kendimi hayal ettiğimde bile mutluluk duygusu hissediyorum. Aslında insanların birbirinden uzaklaştıkça tek tip haline gelmeye başlamasıyla iletişimin ne kadar azaldığını deneyimleyip görüyoruz. Bu site fikri dünyanın dört bir yanında uygulanmaya başlandığını söylüyor kitaptaki araştırmalar. Peki, biz kendi Fælleshaven evlerimizi çevremizde oluşturamaz mıyız? Kitapta bununda aslına bizim elimizde olduğunu gösteren ‘Bir Topluluk Kurmanın Beş Yolu’ adlı bir bölüm var.

Sokağınızda bir rehber oluşturun, kitap değiş tokuşu yapın, ortak bahçe oluşturun, alet paylaşma programı oluşturun gibi maddeler önerilerle sıralanmış. Hepsi birbirinden mantıklı öneriler olmasının yanında temelde paylaşmaya, öğretmeye yönelik olduğunu görüyoruz. Paylaşmanın mutluluk getirdiğini bu gibi yöntemlerle öğretip diğer insanlara bunları aşılayabiliriz. Bu kitabı okumayı önermek bile bir çözüm yolu aslında. Kitabı okurken bu maddeleri çevremde ne kadar uygulayabilirim diye düşünmek aslında mutlu olmak için hiçbir şey yapmadığı bana göstermiş oldu. Mutluluğun anahtarını, basit paylaşımlarla da mutluluk yaratılabileceğini anlamış oldum.

Mutluluğun herkes için ilk akla gelir kaynağı olan para. Mutlulukta zirve yaptıran şeyler sıralamasında başı çektiği kitapta belirtiliyor. Ancak yapılan araştırmalar paranın da her zaman işe yaramadığını açıklıyor. Kitabı okurken beğendiğim ve altını çizdiğim cümlelerden biri ‘Para ve mutluluk Facebook’ta ilişkilerini tanımlayacak olsalardı şunu seçerlerdi: Karmaşık.’ Para her zaman mutluluğun kaynağı gibi görünse de durumun biraz karışık olduğunu anlıyoruz. Bir şeye ne kadar sahip olursak ondan aldığımız hazda o kadar azalır. Yani mutlulukta paramız çok olsa daha yarattığı hazzı zamanla azaltır. Fakirliğin aslında zor bir durum olması nedeniyle zenginlik ve para bu kadar mutluluk kaynağı olarak görülür. Fakir olarak yaşayan insanların temel ihtiyaçlarını yerine getirebilmesi mutluluk yaratacağı için aslında zenginliğin var olan mutluluğu pek te etkilemediğini görüyoruz. Fakir bir insan var olan konumunu değiştirerek çok lükste olmasa bulunduğu durumda mutluluk üretebilir. Zenginlik mutlu olmanın yollarından biridir elbette ama insanlar tek yolu olarak görmekte ısrarcı davranıyorlar. Çünkü zenginlikte temel ihtiyaçların dışında ortaya zevkler ve hobiler, ilgi alanları devreye giriyor.

Hepimiz hayal kurmayı severiz ve hayallerimiz gerçekleştiğini düşünmek mutluluk kaynaklarından biridir. Hayal kurmamızın mutluluğumuzu ve beklentilerimizi etkisi oldukça fazladır. Beklentilerimiz ne kadar fazla olursa gerçekleşmedi zaman ki hayal kırıklığımız da o yönde fazla olur. Ama beklentilerimizi düşük ve gerçekleştirebileceğimiz düzeyde tutarsak mutluluk payımızı da arttırmış oluruz. Hedefimize ulaştığımız zaman kendimize yeni bir hedef belirleriz. Ama biz hedefimizi yüksek tutarsak ve hiçbir şey ortaya koyamazsak bu sefer kısır döngüye girmiş oluruz. Kendimizi hayal kurmaya kapatırız. Mutluluk hayallerimizin ve beklentilerimizin sonucunda şekillenir. Beklentilerini düşük tutanlar daha mutlu olanlar olabilir mi? Bu verilerin hepsinden kitapta bahsedilmektedir. Beklentiler bizim kalbimizin ısınmasına yol açarlar. Bir şeyi çok istediğinde o süreçte sürekli hayalini kurarsın ve sabırsızlanırsın. Ancak beklediğin durum oluştuğunda o süreçte yaşadığın heyecanı yaşayamazsın. Aklına hep beklerken ki heyecanın gelir. Aslında kitapta da bahsedilen anı beklemenin anı yaşamaktan daha çok zevkli olduğu. Kitapta verilen örnek; Winnie-the-Pooh ve Piglet karakterlerinin birbiriyle sohbetinden bir kesit. Birbirlerine hayatta en çok neden keyif aldıklarını konuşuyorlar. Ve Winnie her ne kadar bal yemeye bayılsa da balı yemeden önceki anın yemenin kendisinden daha iyi olduğunu düşünüyor ama buna ne dendiğinden emin değil.

Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü hayallerimizi kurarken ve paramızı mutluluk için harcarken keyif satın alabileceğimiz yerleri tercih etmemizi öneriyor. Para her ne kadar somut şeyler üzerinde etkisini daha çok gösterse de hayal dünyamızı ruhsal durumuzu düzeltmek içinde kullanmamız gereken bir araçtır. Coğrafya işte bu devrede araya girer. Mutluluğun temel taşlarından biride seyahat etmektir. Çok fazla seyahat eden bir insan farklı coğrafyalar gördükçe ve tanıdıkça kendini mutlu ve özgüvenli hisseder. Küçüklüğümüzden bu yana gittiğimiz şehirlerin sayısı bile arkadaş ortamımız da mutluluk aracı olarak yer alır. Farklı coğrafyaların varlığı gezdiğimiz yerler arasındaki farklar bize birçok şeye sahip olduğumuz için şükretme ya da tam tersi farklı olarak görülen refah seviyelerinin iyi bir örnek olarak görülmesine yol açar. Biz gittiğimiz ülkelerde bir şey satın almaktan çok anı satın almış oluruz ve deneyim kazanırız. Gezip gördüğümüz her bir coğrafya bize tecrübe olarak geri döner. Nesneler yerine tecrübeye yatırım yapmakta daha kalıcı mutluluk kaynaklarına ulaşmamızı sağlar.

Kitabın beşinci bölümünde ise Sağlık konusunun mutluluğa etkileri araştırılmıştır. Her bireyin ilk önceliği her zaman sağlık olmuştur. Sağlıklı olmak eğlenmemize, maceraya atılmamıza ve mutluluğu kovalamamıza imkân sağlıyor. Bu sebeple Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü evrensel bir sağlık hizmetinin varlığının aslında ülkeler arasındaki mutluluk oranlarını ne kadar değiştirebileceğini değerlenmiştir. Sağlık başta ortalama yaşam verilerini de etkilemektedir. Dünyanın en mutlu ülkeleri arasında gösterilen Danimarka’da bu durumda ilk sıralarda olması beklenen ülkelerden. Ancak durum pek te öyle değil. Bu onur Japonya’ya ait. Danimarkalılar her ne kadar mutlu olsalar da sigara, alkol gibi alışkanlıkların dolayı ortalama yaşam süreleri oldukça kısadır. Ancak sağlıklarını korumalarına yarayacak birçok imkânları var. Bunlardan biri de bisiklet yollarıdır. Bisikletle atlayıp işe giden Danimarka halkı sağlık açısından oldukça avantajlı konumda görünüyor. Bisiklet yolları ömür uzatmanın yanında, trafik sıkışıklığı, hava kirliliğini, gürültüyü azaltıyor. Ancak çoğu Danimarkalı için bunların bir önemi yok.

İdeal şehirlerin tasarlanmasında başlıca önerilerden biri olan bisiklet yolları aslında oldukça önemlidir. Bugün gelişmiş şehirlerde zenginler kendi özel araçlarını kullanmak yerine toplu taşımaları ya da bisiklet yollarını kullanmaktadırlar. Fakir olan bir bireyde zengin olan bir bireyde aynı yerde yolculuk yapmaktadır. Bu aynı zamanda sosyal sınıflamanın oluşmasını engellemekte, sınıflar arası eşitliklerin saplanmasına fayda sağlamaktadır. Aynı zamanda bisiklet sürmek ve yürüyerek ulaşımı sağlamak moral düzelticiler olarak yerini almaktadır. Moral düzeltici faaliyetlerden bir diğeri de doğaya açılmaktır. Kitapta, bir yıl boyunca doğada belli bir noktayı belirli aralıklarla ziyaret edin ve manzaranın her seferinde nasıl değiştiğinin gerçekten farkına varmak için duyularınızı açın önerisi bulunmaktadır. Mutluluğun yollarının anlatıldığı bu kitapta benim mutluluk için yapmaktan en çok zevk aldığım aktivitelerden biride yürüyüş yapmaktır. Belli bir yürüyüş alanını örneğin bir nehir kenarını belli aralıklarla gözlemlediğimizde oluşan coğrafi ve çevresel değişimleri fark ederiz. Bu değişim aslında bizde de oluşan bir değişimin başlangıcıdır. Ve bu başlangıç mutluluğumuzu besler. Bir yürüyüşe çıktığımızda gezeceğimiz yerleri özgürce dolaşmak incelemek isteriz. Özgürlük kavramı da her insanın içinde bir dürtüdür. Özgür olduğunu hissedemeyen bir insan mutlu olacağından şüphe duymaz. Hayatının akışını kendi belirleyen insanlar zoraki bir şeylerin yaşayan mecburiyet altında olan insanlardan daha fazla mutludurlar. Dünyada insani özgürlüğün durumunu sunan yıllık rapor İnsani Özgürlük Endeksi 2015’e göre Danimarka; Hong Kong, İsviçre ve Finlandiya’dan sonra dördüncü sırada yer alıyor. En sonda, yani yüz elli ikinci sırada İran var. Bu oluşturan endeks birçok konuyu ele alıyor. Özgürlük ve klasik hakların dışında cinsel ilişkiler, boşanma ve eşit miras hakları gibi konuları ele alıyor. Özgürlüğünde mutluluk üzerindeki etkisi Danimarka’nın ilk sırada oluşuyla zaten açıklanıyor.

Danimarka da yine üst sıralarda yer alan diğer bir duyguda güven duygusudur. Kitapta verilen bir örnek Danimarka da kafelerin kenarlarında bebek arabalarının olması ve ebeveynlerin içeride oldukça rahat bir şekilde yemek yemeleri ortamda güven duygusunun ne kadar yüksek olduğunu anlamamızı sağlayan bir örnektir. Diğer insanlara yüksek düzeyde güven duyduğunu ifade eden insanların yüzdelerine kitapta baktığımızda ilk sıra tabi ki şaşırtmıyor. Daha sonra Norveç, Finlandiya, İsveç gibi ülkeler geliyor. Bu ülkelere baktığımızda da Türkiye %24 oranıyla yine alt sıralarda yerini koruyor. Mutluluğun aslında güven gibi oldukça önemli kalıplar üzerine kurulduğunu anlamamız gerekmektedir. Bu değer ve kalıplara gereken önemi vermediğimiz için ülkemiz mutluluk endeksi sıralamaların üst sıralara ilerlememektedir.

Wiking’in yolculuk esnasında tanıştığı biri olan Clark adındaki adamın hayatı da kitapta beni etkileyen durumlardan biri oldu. Gerçek adını kullanmayan bu kişi bir süper kahraman olarak tabir ediliyor. Süper gücü ise; iyilik. ‘Karşılıksız Yardım Adamı’ olarak tanınıyor. Clark yaptığı işten ve mesleğinden memnun olmayan bir insan. Ve bir gün aniden istifa ediyor. İlk hafta ne yapacağını bilemiyor ve boş zamanını dizi izleyerek geçiriyor. Kendine bir söz vererek 6 ay hiç çalışmamayı planlıyor. Daha sonra internette dolaşırken bir not paylaşmayı düşünüyor ve paylaşıyor. ’Yardıma ihtiyacınız olursa ben size yardım ederim. Karşılıksız. Karşılıksız yardım adamı.’ İnsanlara yardım etmeye karar veren Clark ilk cevabını İngiltere’den alıyor. Bu süreç böyle devam ediyor ve kendi başına bir iyilik ve yardımlaşma şirketi oluşturuyor. İnsanlara yardım etmek hikâyelerini dinlemek, umutlarına, hayallerine ve mücadelelerine ortak olmak hem hüzün hem büyük bir tatmin getiriyor. Yardım etmek Clark’ın hayatını değiştiriyor.

Kitabın son bölümüne geldiğimizde ‘Parçaları Birleştirmek’ başlığıyla karşılaşırız. Bu bölümde şimdiye kadar bahsettiğimiz mutluluğun anahtarlarını bir bütün olarak görmek ve uygulamak olarak bakabiliriz. Ancak sahip olduklarımıza değil olmadıklarımıza odaklandığımız için yakınmayı seven ve şükür etmeyen bireyler olarak kalırız. Neden her zaman olumsuzluğa odaklamaya meyilliyiz? Bu sorunun cevabı ise bence elimizde olan değerlerin kıymetini kaybetmeden anlayamadığımızdan yani biraz nankör oluşumuzdan kaynaklandığını düşünüyorum. Yazar, olumluyu hatırlamanın, olumluya odaklanmanın ve bizde neyin işe yarayacağını bulmanın doğal bir şekilde gelişmeyeceğini anlayabiliyorum demektedir.

Yapı taşlarını kullanın bölümün ise para, sağlık, özgürlük, güven, iyilik gibi kavramları bir bütün olarak düşünmek daha fazla iyilik yapmak, dünyayı daha iyi bir yere dönüştürmek için çalışmak gerektiğini vurgulamaktadır. Aslında bu değerlerin nasıl kullanılması gerektiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ancak kişisel değerlerimizi toplumsal değerlerin önünde tuttuğumuz için hiçbir ilerleme gösteremiyoruz. İyi birliktelikler kurarak mutluluğu daha da paylaşılır kılabiliriz. Her şey kişinin kendini geliştirmesine ve değerlerine sahip çıkmasına bağlı gibi görülüyor. Sağlıklı bir şekilde iyilik yaparak kendimize iyilik ve mutluluk yaymayı amaç haline getirebiliriz. Herhangi birine ya da sadece kendimize dünyanın daha iyi bir yer olduğunu daha iyi bir geleceğe laik olduğunu anlatırsak ve ya kavrarsak gerçekten iyilik yapmak eskisinde de kolay olacaktır. Örneğin yardımlaşmayı insanlara öğreterek başlayabiliriz. Parçaları birleştirerek ve Lykke gibi mutluğun kayağını insanlara gösteren onarıcı kitapları paylaşarak mutluluğu oluşturabiliriz. Öncelikle kendimize söz vermeli ve bir amaç edinmeliyiz. Bu kitapta gelişmiş ülkelerin ya da fakir ülkelerin mutluluk değerleri karşılaştırılıyor. Aslında bakacak olursak başından beri şartların eşit olmadığını düşünülebiliriz. Ancak para gibi bir değerin mutluluk için tek neden olmadığını den güzel örnekleriyle gözler önüne seren bir kitap olduğunu düşünüyorum. Şu an bulunduğumuz dünyada iyiliği aramanın ve iyilik yapmanın tam zamanı. Yazar bu kitapta bizi bir hazine avına çıkarmak olduğunu belirtiyor. Dünyada iyiliğin var olduğunu göstermek ve o iyiliği gün ışığına çıkarıp birlikte yayabilmeyi amaç olarak görmüştür. Bize düşün ise yazarın talimatlarına yüzde yüz uyumasak bile temel yapı taşlarını hayatıma işlemek olmalıdır. Kendi iyilik dünyamızı kendimiz oluşturabiliriz. Hepimizin çevresinde bir şeylere ihtiyaç duyan insanlar olabilir. İlk başta bu insanlara yardım ederek başlayabiliriz. Bizim bir küçük yardımımız ve iyiliğimiz mutluluk endeksi sıralamalarında ülkemizin konumunu değiştirmemize yardım olabilir. Hiçbir zaman umudumuzu kaybetmemeli ve yazarında dediği gibi ‘Kötümser olmanın hiçbir anlamı yok.’

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: