Gündelik olanın özel olarak incelenmesini gerektiğini düşünen Lefebvre’ye göre “gündelik hayat döngülerden oluşur ve daha geniş döngüler içine girer. Bir şeye başlamak, aslında baştan alıp yeniden başlamak, yeniden doğmak demektir. Gündelikliğin dışına çıkmak olanaksızdır, onun dışına çıktıklarını düşünenler bile ona kapılmışlardır” Gündelik ve modernliğin karşılaştırılmasının yapıldığı kitapta. Her ikisinin birbirini belirttiğini, gizlediğini, meşrulaştırdığını ve telafi ettiğini ifade eder. Gündelik sadece bir kavram olarak ele alınmaz aynı zamanda bir toplumu anlamada önemli ipucudur. Kitapta Fransız gündelik hayatı irdeleniyor olsa da günümüz dünyasına özellikle ülkemiz gerçeklerine benzer çok çarpıcı ifadeler ve örnekler olduğu da bir gerçek.

Kitaptan öne çıkanlar;

Özne, nesne, kişilik, karakter kavramlarına özel önem vermekte, durum ve olaylar ile bu kavramları kitabın tümünde irdelemektedir.

Felsefe ve gündelik hayatı karşılaştırır, “gündelik insan felsefenin önünde kaybolmuşa benzer. Kösteklenmiş, binlerce bağla sımsıkı bağlanmış, binlerce ufak tefek zorlamayla karşı karşıyadır. Oysa duruma göre risk alabilir, kazanmayı ve kaybetmeyi bilir. Felsefenin aradığı kesinliğin, gündelik insanın düşlediği güvenlik ile hiçbir ortak yanı oktur. Felsefi serüvene gelince manevi tehlikeler dışında bir tehlike taşımaz. Felsefeci kendi kurgusu içine kapanmaya çalışır ve başaramaz.” Lefebvre felsefenin gündelik hayata karşı küçümseme ve hayranlık duyguları arasında gidip geldiğini ifade etmektedir.

Fransa’da toplumun bir kesimi rantiye ideolojisini benimseyerek emeği küçümserken, dinsel ideolojilerin etkisinde olan başka bir kesim emeği, çaba, zahmet ve acı üzerinde durarak açıklamaktadır. Emeğe pratik bir önemin yanında genellikle etik bir değer verilmektedir. Günümüz Türkiye’sine oldukça benzer durumlar.

1946 yılında gündelik hayatta toplumsal sınıfların yalnızca gelir miktarı üzerinden değil gelirin niteliğine (ödeme biçimi: maaşlara, ödentilere, rantlara) de bağlı olarak oluştuğunu ifade eden Lefebvre, bireyin biriktirmediği, tasarruf yapmadığı, yatırım yapmak yerine keyif sürmek istediği durumlarda kendi vicdanıyla, ailesiyle ve toplumla çatışmaya girdiğini belirtmektedir.

Gündelik hayatı yaşanacak bir yer olarak kendine göre düzenleyen burjuvazi para sayesinde sürekli olarak “tatil” gününü yaşayarak ondan kaçmaktadır. Yeni bir aldatmaca olarak orta sınıflar iktidarın yalnızca gölgesine sahiptir, zenginlikten paylarına sadece kırıntılar düşmektedir, fakat senaryo onların çevresinde kurulmaktadır.

“Ütopya ? Evet ya ! Bütünüyle ve körü körüne boyun eğmediğiniz andan itibaren, başka bir şey arzuladığınız ve bir uygulayıcı ya da maşa olmadığınız andan itibaren “hepiniz ütopyacısınız.” Dogmatizm bu ! Bir tanım yapıp ona tutunuyorsunuz ve ondan sınırsız sonuçlar çıkarıyorsunuz.

“Büyüme sanayileşme süreciyle, gelişme ise kentleşme ile ilgilidir. Ekonomizm yanlıştır, çünkü bu toplumu oluşturan şeyi küçümser.”  

“Düzeysiz entrikalar, bilimin son buluşları olarak görülür, kendisinin “uzman” olduğunu ileri sürerek çıkıp gelen her aptal, sınırsız bir prestijden faydalanır.” 

Korku yer değiştirmiştir. Eskiden doğaya bağlı insan yoksunluktan, hastalıktan, gizli güçlerden, kadın ve çocuktan, cinsellikten, ölümden, ölülerden korkarken bunların yerini günümüzde atom savası, ekonomik kriz, terör korkuları almıştır. Kıtlık eskiden ekmek, buğdaydı şimdi ise zaman, arzu kıtlaşıyor.

Görüntüler değişir, bakış kalır. Gürültü, sesler, sözler yardımcıdır ve ikincil önemdedir, geçici olanın simgeleridir. Boş zaman, zoraki zaman, tatiller üzerinde duran Lefebvre genelleştirilmiş gösterinin televizyon, sinema ve tatiller olduğunu ifade etmektedir.

Kentsel ve kırsal hayatın birçok yerde karşılaştırılması yapılmakta, kentsel hayata özgü toplumsal gereksinimlerin kötü bir biçimde ve çok geç keşfedildiği ifade edilmektedir. Reklamcının modern toplumun Demiurgos’u (Platon felsefesinde evreni düzenleyen tanrı), arzu stratejisini başarıyla kavrayan sonsuz güce sahip bir büyücü mü? olduğunu sorgularken gündelik hayatın da programlandığından bahsetmektedir.

Gündelik hayat ve gündelik hayatın içinde olan insanlar (gençler, öğrenciler, aydınlar, şehirliler) incelenmektedir. Gereksinimler, tatminler, anlamlar üzerine yoğunlaşan Lefebvre özellikle otomobil konusunda yaşanan skandalın küresel boyutta olduğunu ifade eder. Nesnelerin kullanım süreleri ile oynayan kişilerin aynı zamanda motivasyonları da yönlendirdiğini belirtir. Bunun da arzu stratejisi olduğunu ifade eder.

Araba toplumsal statünün prestij sembolüdür. Onda herşey düştür ve simgeciliktir; konforun, gücün, prestijin, hızın simgesi ve düşüdür. Pratik kullanımın yanında bir gösterge olarak kullanılır. Nesne büyülü hale gelir. Otomobil bütün rolleri bir araya toplar. Gündelikliğin, zorlamaların toplamıdır.

Gösterinin tüketimi bir tüketim gösterisine dönüşmektedir.

Gündelik hayatı programlayarak bu mesajları ritüelleştiren ve uygulanabilir kılan kodlar vardır. Her birey bunları kendi tarzında okur, okuduklarını kendi zevkine göre somutluk ve soyutluk içinde pragmatik olan veya düşsel olanın içine yerleştirir. Gördüğü şeyi düşler, düşlediği şeyi görür… Yazının, reklamın amacı budur ilginç olmayan şeyi “çoşku verici kılmak, gündelik hayatı imgesel tercüme etmek, tüketicinin suratına bir mutluluk gülümsemesi oturtmak”… Bilmem ki banka reklamlarında özellikle Türkiye’nin en komik ünlülülerinin oynaması nedendir !!!

Uyarlamalar ve zorlamalar vardır ve bunlar birbiri ile çelişkili ve karmaşık ilişkiler ağıdır. Kim uyum sağlamışsa, zorlamaların baskısından kurtulmuş demektir. Gündelik hayatın çatışmalarında ve sorunlarında gerçek çözümler olanaksız olduğunda kişi onların üstüne eklenen kurgusal çözümlere yönelir.

Moda, ikon olmak zor; olduktan sonra devam etmek daha zor.

Kültür de bir tüketim maddesidir. Özgürmüş gibi görünen tüketici etkinlik, şenlik havasına bürünür. Kent özel bir keyifle yenilip, yutulur. Her tüketim nesnesi, tüketimin göstergesi haline gelir. Tüketici göstergelerle beslenir. Tekniğin, zenginliğin, mutluluğun, aşkın göstergeleri. Göstergeler ve anlamlar, duyumsanabilir olanın yerini alır. Dev boyutlarda bir ikame etme ve yoğun bir aktarım söz konusudur fakat bu döngülerin sersemleticiliği içinde yapılır bu eylemler.

Geçiciliğe aşık olan, yiyip bitirici olup kendine prodüktivist diyen; kendisinin hareketli, dinamik olduğunu ileri süren ve yine de dengeleri seven, istikrarı kutsayan ve tutarlılıklarla yapıları öven ve boğan bu toplum her zaman kopma noktasına yakın olan bu tutarsız toplum, hangi felsefeyi gerçekleştiriyor?

Gündelik hayatta insanlar kendi tecrübelerine inanmak ve bu tecrübelerini dikkate almak konusunda kendilerini engellerler. Hiçbir şey onlara bunu yasaklamaz, fakat onlar kendilerine yasaklar koyarlar, ki bu da terörist toplumun belirgin özelliğidir. Yalnızca küçük bir azınlık bildiklerinden sonuç çıkarır.

Gündelik bir tecrübe olarak yoldan çıkmıştır ancak kaçınılmaz bir biçimde başarısızlık ve teslimiyetle sonlanacak olan bireysel bir varoluşun sınırlı pratiği olarak yüceltilir. Bu gidişe karşı çıkanlar yalıtılır, yutulur, susturulur ya da topluma geri kazandırılır. 

Kitapta altı çizilen o kadar çok satır, paragraf var ki hepsine değinmek hepsinden bahsetmek zor. O nedenle alın, okuyun ve gündelik hayatın aynasında kendinizi ve içinde yaşadığımız toplumu görün. Bizler de sürekli benzer durumlara atıf yapıyor olsak da Lefebvre insan/insanlık çıplak diyeli çok olmuş hem de internet ve sosyal medyadan çok ama çok önce.