Reklamlar

Çocuk ilk kelimeleriyle ne zaman tanışır?

Bu kelimelerin sayısı, yoğunluğu ve alanı çocuğun zekâsında ne derece etkilidir?

Zekâ doğuştan kalıtım yoluyla mı gelir yoksa çocuğun gelişim sürecinde mi oluşur?

Bir çocuğun eğitim hayatı ile hayatının ilk yılında ne yaşadığının ne derece ilgisi vardır?

Bu sorular birçok ebeveynin ve eğitimcinin ilgisini çeken konular şüphesiz…

Aslen bir koklear implant uzmanı doktor tarafından kaleme alındığı için bir nevi tıp, bilim, eğitim alanlarının sentezi bir çalışma. İşitme engelli doğan bebekler için faydalı olmak amacıyla başlatılan bir program neticesinde, aslında öğrenmenin temelinin de ebeveyn ve çocuk arasında kurulan iletişimle ne denli bağlantılı olduğunun, bu konuda denekler üzerinden elde edilen verilerle ortaya koyulduğu bir eser. “Otuz Milyon Kelime” ise aileler arasında çocuğun ilk üç yılında kullanılan kelimelerdeki tespit edilen kümülatif fark.

Bir çocuğun doğumundan üç yaşına kadar duyduğu kelimelerin nitelik ve niceliği eğitim hayatlarındaki farklılara neden olmaktayken, bu durumun bilindiği ve kabul edildiği ailelerin çocuklarına yaklaşımları da olayın daha da farklılaşmasında rol oynamakta. Onay görmek, çocuğun aile içinde yakaladığı duygu frekansı, hatta ailenin kullandığı dilin ana dili olup olmadığı gibi birçok değişkenin de etkisi üzerinde durulan kitapta bir çocuğun dünyasını kavramak onunla konuşmak ve karşılıklı iletişim içinde olmak “3 K” olarak listelenmiş. (Kavra,Konuş ve Karşılıklı Yap )

Günlük konuşmadan sayılan resmi konuşma türlerinden “yemeğini yedin mi, ayakkabılarını bağladın mı” vb. türde diyaloglardan ziyade,  “ne büyük ve gösterişli bir ağaç, çok komik bir tırtıl, nasıl da sulu çıtır bir elma” vb. türünde konuşmalar yani “ekstra konuşmaların” ve  sohbetlerin çocuğun bilişsel dünyasına etkisi üzerinde durulmuş. Bu tür sohbetlerin çocuğun beyninde var olan nöronları “elektrik direklerinin birbirine bağlanması gibi bağladığı” tanımı çok açıklayıcı bir anlatımla belirtilmiş. Ve her şey beynin ne kadar iyi beslendiğine bağlı denilerek, eğitim hayatında geri kalmış birçok çocuğun alt yapısında bu sorunların olduğunun vurgusu yapılmış. Bunların bilinmesi ile toplumsal bir hareket halinde devletin, ailelerin bilinçli davranmasıyla çocukların eşit algı, eşit biliş düzeyi, eşit şartlarda okul ve eğitim faaliyetlerinde dolayısıyla kendini gerçekleştirmede ve ülkelerine faydalı olmada ortak bir yükseliş yakalanabilmesinin önemi dile getirilmiş. “Kendi çocuğumu nasıl geliştiririm, benim öğrencim diğerlerinin önünde yer alsın” anlayışı değil ortak gelişmişlik, ortak bir yarın inşaa etmek adına özgecil ve bilinçli insanların varlığıyla, kazançlı çıkan elbette yine birey ve yine ülke olacaktır fikri aşılanmış.

Bir çocuğun yetiştirilmesi yalnızca ebeveyninin bilinç düzeyine ve ebeveynliğe hazır olup olmamasına bırakılamayacak kadar ciddi ve ülkelerin geleceği için önemlidir. Bu nedenle ülke politikalarında çocuk sahibi olmaya hazırlanan ebeveynlere çocuğun sağlıklı beslenmesi için nasıl ki anne sütünün önemi üzerinde durulması gerekiyor ve duruluyorsa aynı ölçüde bu doğacak çocuğun zihinsel ve ahlaki değerler açısından da nasıl beslenmesi gerektiği ile ilgili çalışmalar olması gerekmektedir. Çünkü bu yetişen her çocuk, ileri de aldığı bu kazanımlar ile ülkeye katkı sağlayan bilinçli, üretken bireylere dönüşecek ve netice de ülkenin gelişmişliği artacaktır.

Çocuğun ilk yıllarında duyduğu kelimeler bu denli önemliyken günümüz anne/babalarının teknolojiye ve dijital aletlere emanet ettiği çocukların durumu hepimizi ilgilendirmektedir. “Madem kelime dağarcığı çok önemli o zaman bilgisayar, televizyon gibi aletlerle çocuğa gerekli kelimeler sunulsun” diyen görüşlere cevaben; bu aletlerin gerçek bir iletişim ortamı için gerekli his, temas ve sosyal ilişki sunamaması nedeniyle beklenilenin sonucu sağlayamadığı, hatta çocuğun algı düzeyinde ve kavrama yeteneğinde zarara neden olduğu belirtilmiştir.  Çalışan anne/babaların ortak kaderi olan; çocuğu bir büyüğe ya da bakıcıya emanet etme durumunda, çocuğun bu ilk yıllarının şekillenmesinde rolü olacak o kişi veya kişilerin bu konunun taşıdığı öneme binaen, sadece can güvenliği değil ruh ve zihin gelişimine de ne denli önemli etkisi olduğu gerçeği unutulmadan hareket edilmelidir. Gün boyu o kişinin algı, bilgi ve hayata bakışı ile iç içe kalacak olan minik çocuğumuzun kimliğine etki edecek o kişiyi itinayla seçmeliyiz. Tam da bu sebeple eğer şartlar uygunsa hatta biraz zorlanarak çocuğun ilk yıllarında anne/ babanın bizzat kendisi bakımını üstlenmelidir. Şartlar uygun değilse de her fırsatta çocuğun öz bakımıyla ilgilenilmeli ve özel zamanlar ayırılmalıdır. Bir gözü televizyondaki dizide, bir gözü elindeki telefonda çocukla vakit geçirdiğini sanmak büyük bir yalan ve yanılgıdır.  Ya da arkadaş toplantılarında, akraba sohbetlerinde konuşulan kalitesiz dedikoduların, diğerleriyle ilgili olumsuz yorum ve kelimelerin, televizyonda gün boyu açık tutulan saçma program içeriklerinin çocuklarımıza verdiği hasarı daha sonra iş işten geçince telafi etmeye çalışsanız da nafile.  

Çocuğun size henüz kelimelerle karşılık verecek düzeyde olmaması sebebiyle, sizden çıkan kelimeleri ve yaydıkları enerjiyi algılayamadıkları ya da ruhlarında etkili olmadığını düşünmek olsa olsa cahilliktir. Önlerinde oyun oynayan çocuk için “o duymuyor ya, anlamaz zaten deyip” çocuğun bilinç dünyasını kirletmenin zararını bilselerdi en azından susmanın erdemini seçerek çocuklarını korurlardı. Ah keşke.

Bu konuları yıllardır çevremdeki ebeveynlere söylemeye, ben de kendimce anlatmaya çalıştım çünkü söylediğim gibi, o çocuk onların olabilir fakat ortaya çıkacak fert tüm toplumun. Bu nedenle geleceğimiz için bildiğim doğruları aktarmayı görevim saydım. “Çocuk başka türlü yemek yemiyor” deyip televizyon ya da telefon/tablet karşısında zorla tıkıştırılan kaşıkları gördükçe inanın içim sızlar. Yemiyorsa açlık hissi yoktur ve siz böyle davrandıkça o çocuk düzenli ve sağlıklı bir yeme düzenine sahip olamayacaktır. Kitabımızda bu konuya da değinilmiş olup, çocuğun alıcılarının dijital aletlerle kapatıldığı bu esnada, kendi bünyesinde yaptığı beslenme eylemine odaklanamadığı ve bu işi gerekli şekilde kavrayamadığı için de bu faaliyetle ilgili bilinç düzeyi gelişimine erişemeyeceği anlatılmış. Yani o kaşıklar sadece midesini dolduruyor ey anneler, anane ve babaanneler bilginize. Çocuk kendi açık bilinciyle yapmadığı, tam odaklanmadığı bu eylemi yaşının gerektiği düzeyde yapamıyorsa bu daha bir çok konuda olduğu gibi, sizin ona bunu öğrenecek kavrama ortamını sağlayamadığınız ve bu konuda yeterince şans verip sabır göstermediğiniz için! Çocuk yetiştirmek için her konuda belki on belki yüz kez sabır ve sükûnetle aynı şeyleri tekrarlamalı ve davranışımızda tutarlı ve bilinçli olmalıyız. Bunu söylemek elbette zor çünkü ben de bu yolları geçtim. Hatta bunlara gösterdiğim sabır sanki çocuktan kaynaklanan farklılıktan ibaretmiş gibi “tabi senin çocukların küçükken uysal, söz dinleyen çocuklardır da ondan” sözlerine de maruz kalıp bunları da anlayışla sessiz kalarak dinledim. Hayır! elbette ki onlar da çocuktu, onlar da yeni bir bilgiye karşı acemi ve değişken tavırlar içindeydi onlar da bazı şeyleri tutturup yaygara kopardı. Sabır ve tutarlılık ve ortak tavır tam da burada devreye girmek zorunda kaldı. Ben de kendimi bunlarla boğuşurken buldum, yetersiz olup olmadığımı sorguladım, üzüldüm. Ama kendim ilgilendim, onlarla çokça vakit geçirdim. Yaptığım faaliyetlere onları da ekledim. Mükemmel miydim, hayır. Ama çabaladım ve hala da çabalıyorum. Çünkü ebeveyn olmak böyle bir süreç, her an bocalamaya açık, her gelişen olayda acemilik getiren, her çocukta farklı deneyim kazandıran bir durum. Hep acemi ebeveyn olacağız kaç yaşına gelirsek gelelim.

Ancak ortada bir hayat var yaşanması gereken. Öyleyse bu yolda, kenarda oturup çocuklarımızın önümüzden geçip gitmelerini izlemek yerine yolda onlarla birlikte yol almaya çalışmak çıkan engellerde birlikte hareket etmekten korkmamak gerek. Zorlukların olduğunu ve dahi olacağını bilerek, iyi niyetle iyi şeyler için mücadele etmenin kutsallığına inanarak ve bunu bizzat onların bizde göreceği şekilde yaşayarak yola devam etmeliyiz. Okuyarak anlayarak kavramaya çalışarak ve içimizdeki sevgiyi yitirmemeye çalışarak değişimin gücüne inanmalıyız. (peri)

Yazı http://fikirperisi.com/ sitesinden alınmıştır.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: