TABAKHANE MÜZESİ, GEÇMİŞ MEDENİYETLERİN İZİNDE…

Her zaman dolaştığın yollarda bir gün başka bir yola saparsın ve sonra o yol sana başka bir dünyanın kapılarını açar. Safranbolu’ya çok kez gitmiş, birçok sokağını gezmiş olmama rağmen Sarıtunç Tabakhane Müzesi’ni keşfetmiş oldum bu sayede.  Gerçi müze de açılalı çok olmamış yanlış hatırlamıyorsam, iki yıl önce açılmış.

Yola çıkan yoldaşını bulurmuş ya, sokakta ilerlerken müze cafe’nin sahibi İsmail Bey ile bize “hoş geldiniz” demesi ile tanışmış olduk, müzeye kadar hoş sohbet muhabbet eşlik ettik birbirimize. Kendisi de uzun zaman bu mesleği yapan İsmail Bey müzenin ve dericiliğin tarihçesi hakkında oldukça detaylı bilgi verdi bize. Detayları öğrenmek isteyen ziyaret etsin muhakkak. Yalnız zamanında deri üretiminin ne kadar zahmetli ve ne kadar önemli olduğu eminim sizin de ilginizi çekecek. Emeğin değerinin ne kadar büyük olduğuna daha yakından şahit olacaksınız. Tabakhane’nin alt kısmı müze üst kısmı cafe şeklinde planlanmış gerçi üst kattaki odalarda da tarihe tanıklık edeceğiniz eserler mevcut.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı IMG_20190716_223441_476.jpg

Yer Safranbolu olunca safranlı lokum ve safranlı kahve olmaz mı, safranlı kahvenin de tadına bakmış olduk bu sayede. Aile işletmesi olmanın verdiği samimiyet bana her zaman daha cazip geliyor olsa ve böylesini daha çok seviyor olsam da sanırım hem müze hem de cafe için daha fazla yatırım gerekecek. Ne yazık ki iyi ve güzel şeylerin bu devirde rekabet şansı az oluyor özellikle aile işletmesi mekânlar için. Umarım her şey Sarıtunç ailesinin hayal ettiği gibi olur ve aile yadigârı bu mesleği ve önemini müze şeklinde de olsa geleceğe aktarmaya devam ederler.

Nitekim bu tür yerleri ziyaret ettiğimizde genel kültürümüze çok şey kattığımız bir gerçek.  Mesela;

  • Hacca gidecek esnaf gelip parasını tabakhanede çalışanlar ile değiştiriyormuş, yaptıkları iş çok zor olduğundan onların aldığı paranın daha helal olduğu düşünülüyormuş. Şimdi hacca gidilen paraların nasıl kazanıldığını düşünsek aklımız, gönlümüz yerinden oynar sanırım. Neyse beni aşan mevzular bunlar !!! haddimi aşmayayım !!!
  • Tabahkane Cami’si ayrı olurmuş, gün boyu hatta yıl boyu işleri hep kötü kokular içinde olduğundan bu camiye dışarıdan kimse alınmazmış. Şimdi kimler nasıl nasıl kokular ile gidiyor camilere…
  • Tabakhane’de 30 yıl önce ölmüş bir elik postu vardı, (Karadeniz’de genellikle karacalar ya da yavru ceylanlar için kullanılmıyormuş elik ismi, dağ keçisi olarak da adlandırılıyormuş Anadolu’nun birçok yerinde) postu ellediğinizde sanki hala canlıymış gibi. Bu hayvanları öldürmek halk arasında büyük günah olarak kabul edilirmiş, insanın ve işlerinin başına dert açarmış.
  • Tabakhane esnafı devlete yük olmamak için kendi imkânları ile Avrupa’dan deri sanayisine ait makineleri getirmiş hem de savaşlar sırasında sonra Rusya’dan da mühendisler gelmiş ve fabrika kurulmuş. Ama işler istediği gibi olmamış, tutunamamış fabrika. Lakin bugün bile büyük bir girişim olarak nitelenecek bu çaba o insanların ne kadar alicenap olduklarının göstergelerinden biri sadece. Ya şimdi bizler devlet bize baksın, devlet bize maaş versin, az çalışalım çok kazanalım derdindeyiz sanki… değil miyiz yoksa… değilizdir umarım…

Şimdi insan sormadan edemiyor; o çalışkan, kültürlü ve medeni insanlar nerelere kayboldu da bizler böyle düşüncesiz, bencil, kendini ve işini beğenmiş insanlar haline geldik. Hangi devir daha medeni ben çözemedim. Onlar mı yoksa bizler mi medeniyiz…

%d blogcu bunu beğendi: