Reklamlar

David Harvey, 1935, İngiltere doğumlu. 1961’de Cambridge Üniversitesi’nde coğrafya alanında doktorasını tamamladı. Bristol Üniversitesi’ndeki çalışmalarının ardından 1969’da ABD, Baltimore’da Johns Hopkins Üniversitesi’ne geçti. Sayısız makalesi ve birçok dile çevrilen kitaplarının yanı sıra verdiği konferanslarla da bilinen Harvey, beşeri bilimler alanında dünyada en çok atıf yapılan 20 yazar arasında yer almaktadır. 2001’de City University of New York’ta çalışmaya başlayan Harvey, özellikle “mekan” konusundaki çalışmaları ve bu konuda Marksist kurama katkılarıyla dikkat çeker.

Harvey’in kitaba “yeni emperyalizm” ismini vermesinin altında aslında bir anlam vardır. Harveye göre emperyalizmin sadece zamanı ve mekanı değişmiştir. Sistem hala aynıdır. Bir zamanlar emperyalizmin öncülerinden olan Britanya iken, şimdi koltuğun ABD’de olduğunu savunan Harvey emperyalizminde bu şekilde sadece coğrafi anlamda farklı bir mekâna geçtiğinden ve zaman ilerledikçe de bu durumun değişebileceğinden bahsetmiştir. “ Britanya global iktidarı ABD’ye teslim etmişti ve sömürgecilik hızla son bulurken dünya haritasının rengi değişiyordu.” (Harvey,2003:10)

Harvey kitapta Ortadoğu’nun petrol rezervlerine ve bu rezervlerin emperyalizmdeki rolüne değinmiştir. Söz konusu petrol ve yeraltı zenginlikleri olduğunda ülkelerin diğer ülkelerin iç problemlerini dahi yönlendirdiğinden bahsedilmiştir. “İran’da demokratik seçimle gelen Musaddık’ı devirmiş ve bir diktatör olan şahı tahta geçirmişti. Öyleyse herhalde demokratik olarak seçilmiş hükümetlerden sadece belirli türde olanlarına hoşgörüyle yaklaşılacaktır.” (Harvey,2003:17).


Bildiğimiz üzere enerji kaynakları homojen bir şekilde dağılmamıştır, bu yüzden de ülkeler enerji konusunda birbirlerine muhtaçtır ve bu kaynaklar çoğu zaman bir silah niteliği dahi taşır. Ülkeler birbirlerini bu konuda tehdit dahi etmektedir. Kitapta da sıklıkla ABD’nin Ortadoğu üzerindeki baskısı, komplo planları ve bu anlamda neleri göze alabileceğinden bahsedilmiştir. Kitaptaki şu cümle de çok manidar ve günümüz dünyasını özetleyen bir cümledir kesinlikle “Gerçekten de tarih boyunca içeride sorun yaşayan devletler ya dışarıda maceralara atılarak ya da dayanışmayı pekiştirmek amacıyla dış tehditler uydurarak sorunlarını çözmeye çalışmıştır” (Harvey,2003:19)

Harvey, kitabın ikinci bölümünde ise dünyaya kendi sistemini nakış nakış işleten, emperyalizmin yeni sahibi ABD’nin gücünün nasıl bu kadar büyüdüğüne değinmiştir. Yazar öncelikle emperyalizmin farklı türlerine değinmiştir. Devlet ve imparatorluk siyaseti olan ; “kapitalist emperyalizmden” bahsederek aslında ABD’nin nasıl bir yol izleyerek gücünü bu denli büyüttüğüne değinmiştir. Aynı zamanda emperyalizmin getirdiği kavramlardan biri olan sermaye birikimine de değinmiştir yazar daha sonra bu kavramı 3. bölümde de daha ayrıntılı bir şekilde ifade etmiştir. Harvey emperyalizmin nelere sebep olduğunu ve ne şekilde geliştiğinden de şu sözlerle açıkça ifade etmiştir; “Belirli mülki bölgelerin zenginliği ve refahı başkalarının pahasına artar. Düzensiz coğrafi koşullar yalnızca doğa kaynaklarının ve yerel avantajların düzensiz dağılımında kaynaklanmaz; daha önemlisi asimetrik mübadele ilişkileri nedeniyle bazı yerlerde bizzat zenginlik ve gücün yüksek düzeyde yoğunlaşmasından da kaynaklanır.” (Harvey,2003:35)


Harvey kitabında sınırsız mülkiyet kavramına da değinmiştir, sınırsız bir güç birikiminin, sınırsız bir mülkiyet birikimini getirebileceğinden fakat bu durumunda artan mülkiyeti koruma amaçlı olarak gücün sınırlanmadığı bir siyasi yapıyı da beraberinde getireceğinden bahsetmiştir. Yani aslında emperyalizmin genişlemesi ile demokrasinin ve insancıl yaklaşımında ters orantılı olarak daralacağından bahsedilmiştir bu sözlerle. Aynı zamanda şu cümle de bütün meseleyi özetler niteliktedir. “ Sonsuz sermaye birikimi muhtemelen kaosa sürüklenecek ve devrimci bir darbeyle değil azaplı bir anarşiyle sermaye çağı son bulacaktır” (Harvey,2003:39).

Kitabın ilerleyen kısımlarında Harvey, ‘Hegomanya’ kavramından ve Burjuva emperyalizmlerin yükselişinden bahsetmiştir. Avrupa, Japonya ve ABD’nin karşılıklı etkileşimlerinden bahsedilmiştir. ABD’nin etki sahasını nasıl genişlettiğinden ve Sovyet İmparatorluğu’na karşı taktiklerinden bahsedilmiştir. “ Çevreleme politikasını kullanarak üstü kapalı bir şekilde kendi gayriresmi imparatorluğunun sınırlarını (özellikle Asya’da) koydu ve aynı zamanda kendini büyük rakibi Sovyet imparatorluğunun gücünü mümkün olan her yola başvurarak zayıflatmaya adadı” (Harvey,2003:42). Harvey aynı zamanda Amerikan hegomanyasının savaş sonrası tarihinde, sermaye birikiminin oldukça genişlediğinden ve üretiminden buna bağlı olarak hızla arttığından bahsetmiştir. “Sermaye birikimi ‘genişletilmiş yeniden üretim’ üzerinden süratle ilerliyordu.”

(Harvey,2003:56). Bu dönemden sonra Harvey, 1970-2000 yılları arasındaki dönemi neoliberal hegomanya olarak adlandırmıştır. Bu kısımda neoliberalizmin nasıl ortaya çıktığından ve entegre ettirildiğinden ve bu politikanın dünya piyasasındaki yerine de değinilmiştir. ABD’nin ekonomik anlamda nasıl geliştiğinden ve ne tür politikalarla neoliberalizmi tüm dünyaya benimsettirdiğinden sıkça bahseden yazar bu konuya geniş yer vermiştir. ABD’nin aynı zamanda çirkin stratejilerine de kitapta sıkça değinilmiştir. “ ABD Avrupa’nın kendi askeri acil müdahele kuvvetini geliştirmesi gerektiği fikrini destekler; ama NATO komutası altında kalması koşuluyla.” (Harvey,2003:77) Üçüncü Bölümde Harvey, Sermaye Bağımlılığına değinmiştir. Harvey sürekli olarak her kesimin kapitalizmin sona ereceğinden bahsettiği halde kapitalizmin dimdik ayakta durmasının altında bir sır olduğuna işaret etmektedir. “Eli kulağında olan ölümüne dair hem sağ hem soldan vahim öngörüler eşliğinde, kapitalizmin birden fazla kriz ve yeniden örgütlenmeye rağmen uzun zaman boyunca hayatta kalmış olması aydınlatılması gereken bir gizemdir.” (Harvey,2003:81)


Sermaye birikiminin krize meyyal içsel çelişkileri yani kapitalizmin sorunlarını, Marx’ın kar oranının düşme eğilimine dair teorisini yeniden geliştirerek, bir uzamsal çözüm teorisi geliştirmiştir. Harvey bu sorunların temelinde sermaye ve işgücü fazlalığının, karlı bir biçimde bir araya getirilememesinin sebep olduğunu savunmuştur. Bu durumla ilgili olarak yaşanılan krizlere de örnek vermiştir. Yazar sıklıkla Marx’ın ifadelerine yer vermiştir ve bu fikirler etrafında da dolandığını açıkça belli etmiştir. Harvey, coğrafi genişlemeler ve sermayenin kendi coğrafi genişlemesini oluşturacak şekilde zaman ve mekan içindeki hareketini açıklamıştır. Aynı zamanda coğrafi genişlemelerin kapitalizmin sorunlarını çözmede kısmen bir yol olabileceğini savunmuştur. “Coğrafi genişleme sıklıkla uzun ömürlü fiziksel ve toplumsal altyapılara (örneğin, ulaşım ve iletişim ağları, eğitim ve araştırmaya) yatırım gerektirdiği için uzam ilişkilerinin üretilmesi ve yeniden yapılandırılması kapitalizmde kriz oluşumu temayülünü çözmese de, bertaraf etmenin tesirli bir yolunu sağlar.” ( Harvey,2003:82)


Harvey sermaye akımlarının dağılışındaki denge ve dengesizliklerine de sıklıkla değinmektedir. Harvey’e göre sermâye birikiminin zaman ve mekân içindeki moleküler süreçleri, bölgesel ekonomilerin oluşumunda da temel rol oynar. Mekân içinde birbirine bağlanan sermâye yapısal bir uyuma gereksinim duyar. “Uzam ve zamanda işleyen moleküler sermaye birikimi süreçleri sermaye birikiminin coğrafi örüntüsünde pasif devrimlere neden olur. Fakat tespit ettiğim gerilimler ve çelişkiler ayrıca en azından bir süreliğine istikrara ulaşan coğrafi yapılanmalarda üretebilir. Bu görece istikrarlı yapılanmaları ‘bölgeler’ olarak adlandırıyorum…” (Harvey,2003:93)

Harvey dördüncü bölümde ‘Mülksüzleştirme Yoluyla Birikim” konu başlığıyla kapitalizmin kötülüklerinden bizlere bahsedecektir. Harvey Rosa Luxemburg’un sermaye birikimini ikili karakter olarak incelediğinden ve bu karakterlerin, biri meta piyasasını ve artık değerin üretildiği yeri ilgilendirir yani sermaye ve ekonomik sürecinden bahseder. İkinci karakter ise sermaye birikiminin diğer yönü kapitalizm ile uluslararası sahneye çıkmaya başlayan kapitalizm dışı üretim tarzları arasındaki ilişkileri ilgilendirir. Luxemburg bu karakterlerin birbirleri ile bağlantılı olduğunu ve kapitalizmin tarihsel karakterinin bu karakterlerin bir araya gelmesi ile değerlendirilebileceğini ifade etmiştir. Luxemburg kapitalizmin krizlerine karşın kapitalist olmayan toplumlar ile ticaret olduğunu ileri sürer bu kabul edilmezse gerekirse bu bölgelere silah zoru ile kabul ettirilebileceğini savunur. Harvey, Luxemburg’un yetersiz tüketim teorisine karşın aşırı birikim teorisinin temel sorun olarak ele alınması gerektiğini savunmuştur. Uzamsal- zamansal çözümlerin bu konuya açıklık getirebileceğini fakat beraberinde ekonomik dalgalanmalar, yerel daralmalar gibi sorunların çıkabileceğine de işaret etmiştir. 19. yüzyıldaki sömürge baskınını da eleştiren yazar bindikleri dalı kestiklerini , kapitalist mantığı engelleyen bir mülki mantık vakası olarak yorumlanması gerektiği kanısındadır. Aynı zamanda kapitalizmin, hegomanyayı elinde tutturan bir güç olduğuna işaret etmiştir Harvey. “ABD’nin Britanya’yı global hegomonik güç olarak yerinden etmesinin imkanını doğuran Atlantik ticaretinin açık dinamiğiydi” (Harvey,2003:125) Kapitalizmin kendine dışsal çözümler aramaya zorlayan içsel diyalektiğine dair kavrayışını, Hegel ve Marx’tan verdiği örneklerle açıklamıştır yazar. Marx’ın yedek sanayi ordusu argümanını ele alan Harvey, sermaye birikiminin emek gücünde bir artış gerektirdiği ve ucuz işgücünü seferber edebileceğinden bahsederek aslında sermaye birikiminin olumsuz yönlerini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Marx’ın sermaye birikimine dair genel teorisinden bahseden Harvey, sermaye birikiminin neoliberallere fayda sağladığından, aynı zamanda Marx’ın diyalektik yöntemlerinin doğrultusunda da piyasanın serbestleştirilmesinin, büyük toplumsal eşitsizliğe, ciddi ve artan istikrarsızlıklar üreteceği yönündedir.


Yazara bu konuda çok katılıyorum gerek günümüz dünyası, gerek günümüz Türkiyesi’ne baktığımızda kapitalizm almış başını gitmiş, serbestleştirilmiş bir piyasa hakim peki bunun sonucunda ne oldu? Zengin daha da zengin oldu, fakir daha da fakir oldu tabakalar arasındaki uçurum her geçen gün daha da büyümektedir. Marx’ın diyalektiği günümüz dünyasını ne yazık ki birebir yansıtmaktadır. Neoliberalizm, ahlakdışı insancıl olmayan bir piyasa işleyiş metodudur bana göre, zaten ABD’nin bir dönem bu politikayı tüm dünyaya entegre etmesi bile neoliberalizmin, altında hiçte masum bir ekonomi anlayışının olmadığına kanıt niteliğindedir. Marx, sermaye birikiminin tarihsel sürecine ‘ilkel birikim’ olarak adlandırmaktadır. Harvey de kitapta Marx’ın ilkel birikim kavramına dair tasvirlerine yer vermiştir. İlkel birikimin köylü nüfusu zorla topraksızlaştırılması, toprağın metalaştırılması, varlıkların sömürgesel süreçleri gibi ilkel birikimin radikal araçlarından bahsedilmektedir. Bu kapitalist kalkınmaların arkasında devlet desteğinin olduğunu da savunmuştur yazar. Harvey, Marx’ın bahsettiği ilkel birikimin tüm özelliklerinin kapitalizm süreci boyunca ortaya çıktığına değinmiştir. “Köylü nüfusun yerinden edilmesi ve topraksız bir proletaryanın oluşumu Meksika ve Hindistan gibi ülkelerde son otuz yılda hızlanmıştır, su gibi eskiden topluma ait olan birçok kaynak özelleştirilmiştir” (Harvey,2003:130)

Marx’ın ilkel birikimine dair eleştirilere de yer veren Harvey, ilkel birikimin toplumsal kazanımların asimile edilmesine de neden olabileceğinden bahsetmiştir. Harvey, yeni emperyalizmin getirdiği sermaye birikiminin zorla yapıldığına işaret etmiştir kitabında. Yani emperyalizmin acımasız yöntemlerine sık sık değinen yazar bu durumun en büyük suçlusu olarak temeline ABD’yi almıştır zaten sıkça da ABD’nin çirkin politikalarına yer vermiştir. Bu tarz bir emperyalizm metodu yerine daha insancıl bir yönetime yönelinmesi gerektiğini savunmuştur. Eserinde günümüz dünyasının nasıl bu hale geldiğini tane tane anlatan Harvey, yeni emperyalizmin eskisinden hiçbir farkı olmadığına, emperyalizmin sadece zaman ve mekân olarak değiştiğini gözler önüne sermiştir. Sermaye birikiminin, açtığı sorunlara bu sorunların sınır tanımayan siyasi yapıları ortaya çıkardığına ve bu siyasi yapıların getirdiği zorbalıklara değinen yazar, kapitalizmin bu kadar vahşice işlenmesinin getirdiği toplumsal düzeyde eşitsizliklere de sıkça değinmiştir. Son olarak neo-muhafazakâr emperyalizmin inşasında etkili olan iç-dış diyalektiğin, tam tersi durumda da emperyalizme karşı önemli rol oynayacağından bahsetmiştir.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: