KALIPLARA SIĞMAZ Kİ BİLİM ŞARTI İNGİLİZCE OLSUN, TRAJİKOMİK BİR TARTIŞMA

Reklamlar

Yine gündemde dil meselesi. Baştan söyleyeyim İngilizce (yabancı dil) çok gerekli ama şart olması genellikle dar kalıplı insanların zihniyeti. Aynı durum çoğu zaman tam tersi için de geçerli.  Zira meselenin özü bilim olmuyor ki. Bugüne kadar İngilizce ile de rakamsal olarak sorunum olmadı, çıta ne kadar yükseltilirse yükseltilsin sorunum da olmaz. Yapmak istemezsem de çeker giderim zaten. Akademi ne babamın çiftliği ne de benim at koşturduğum şahsi mülküm. Lakin devlet memurluğundan çok daha fazlası. Bir ruh, bir gönül meselesi.

Altta birikince yığınlar, üniversitelerde kadrolar sıkıntı olmaya başlayınca, hele bir de siyasi ve ekonomik beklentiler artınca akademide kaynayan kazanlardan biridir İngilizce. Yıllarca insanların araştırma hevesini kursağında bırakan meselelerden biridir aynı zamanda dil ve ALES, çıta hep yükseltilir ki, doğal seleksiyon olsun. Gerek duyulmasın akademide alengirli işlere, belki de iyi niyetle. Bir de uluslararası alanda yayın çok olsun, mühim olan nitelik değil nicelik ne de olsa. Kusura bakan olur inşallah nitekim kurbanda danaya girer gibi makaleye, projeye giren ne çok, atıftan puan almak ve maddi kazanç sağlamak için öğrencilerine, arkadaşlarına atıf yapması için ricada! bulunan da, zaten ricada bulunulmasa bile gönül şikesi denen şey çok daha etkili, hem de ne iyi niyetle, hele bir de karşılıklı ise. Lakin bunların hepsi bilimsel, etik olarak da hiçbir sorun yok. Ne kandıran var ne kandırılan ! Her’şey akademik her’şey yasal her’şey insani…

Biri de demez ki, hedef koymaz ki (ben görmedim en azından) kendi dilimizde onlarca uluslararası kalitede dergi çıkaralım da birileri de Türkçe öğrenmeye ihtiyaç duysun, bilim insanlarımızın eserlerini kendi dillerinde okumak için kapı kapı Türkçe öğrenmek için dolaşsınlar da anlasınlar dil öğrenmenin neden gerekli olduğunu onlar da. Bilim insanları ya da araştırmayı ve okumayı seven insanlar neden İngilizce, Almanca, Arapça, Rusça, Fransızca, Japonca vs. öğrenir? Elbette kendi dilinde eserler veren bilim insanlarını ve yazarları orijinal hali ile okumak için. Bizde ise araştırma görevlisi, dr, doçent olmak için. Bu fark bir anlaşılsa ne şart gerekecek ne baraj. Akademik heves, istek ve başarı zorla olmaz ki, dil ile hiç olmaz, dil iyi bir araçtır sadece. Yakıtı akıl, gönül ve ruh değil ise pek de faydalı olmadığı ortada. Üniversitemiz mükemmellik ödülüne layık görülmeden önce hasbelkader bir toplantıya katılma mecburiyetim oldu, yabancı akademisyenlerin akademik teşvik mevzusundaki dil ile söylemedikleri ama soruları ve bakışları ile çok net ifade ettikleri; Nasıl yani? sorusu karşısında kendimi güzel bir şekilde ifade edebilecek İngilizcem olmayışına çok üzüldüm mesela. Bak işte doçentlik için dil sorunum yoktu ama kendimi rahat ifade edecek bir dilim de. Elbette ki çok da utandım. Devlet işimizi iyi yapmadığımızı düşünüyor ve bizi teşvik için ekstra ücret teklif ediyor. Ve biz hep bir ağızdan çok güzel bir uygulama diye de memnuniyetimizi belirtiyoruz. Utandım gerçekten çok utandım. Ama hayır ben böyle düşünmüyorum da diyemedim. İngilizceme ve gerildiğimde/heyecanlandığımda konuşmama güvenemediğimden. Akademisyenin ve öğretmenin tamamen kendi işine odaklanabilmesi için maddi olarak tatmin olması gerek elbette lakin maddi rahatın peşinden koşan birinin akademisyenliği ve öğretmenliği de sorgulanır muhakkak.

Dil elbette ki en etkili araçtır insanın kendini doğru ve iyi ifade etmesi için, ne kadar çok dil bilirse o kadar çok insandır lakin insan yaratılışı gereği kendini en iyi içinde doğduğu dilde ifade eder. Kendi dilini, kendi özünü keşfetmeyen bir insan yüz dil bilse ne hikmeti, kıymeti var. Dil sadece cümlelerin ve kelimelerin yan yana gelmesinden ve de imladan ibaret değil ki. Dilin akıl, gönül ve ruh arasındaki bağı öyle kuvvetli ki. Gönlü ve ruhu ile bağını koparan bir dilin aklından sığınacak liman aramak lazım orası kesin. Bak dünyaya ne çok var onlardan, niye herkes birbirine benzesin ki. Niye her insanı, her akademisyeni aynı kalıba dökelim ki. Madem önemi konusunda hemfikiriz gerekli olan en alttan bir puan belirleyip yüksek alanlara ise istediğiniz kadar ekstra puan verin araştırma görevlisi, dr., dr. öğretim üyesi, doçentlik ve profesörlük için. Alt sınırı belirledikten sonra üst sınır için özgürlük tanıyın üniversitelere ve sonra karşılaştıralım hep birlikte. Lakin üniversitelerin, fakültelerin, bölümlerin kimine de ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf muamelesi yapmadan elbette. Aynı imkânlar ile yarışalım hep birlikte. İmkânsızlığın ne demek olduğunu bilmeyenlerin ahkâm kesmeleri de ne de benziyor fakirin halinden anlamayan zenginlere. Çalışsalar onların da olurdu nasıl olsa, bildikleri, inandıkları, kendilerini kandırdıkları tek denklem bu ne de olsa. Sosyal bilimler gümbür gümbür geliyor bilginize. Şart, şurt, teknik hepsi yazılımsal bir ayrıntı haline geliyor, konuşurken bile dilden dile çeviri yapan yazılım ve araçlar hali hazırda test aşamasında. Kelimeleriniz, cümleleriniz aklınızla olduğu kadar gönlünüzden, ruhunuzdan da aksın, o zaman muhakkak ulaşır sahibine. Kelimelerin, cümlelerin, düşlerin ve düşüncelerin de asıl sahibi değiliz ki hep bir aktaran hep bir taşıyıcıyız şu cümle alemde. Neyse aklımızda, gönlümüzde, ruhumuzda ne varsa artık hepimize afiyet olsun.

2017’de yazmış olduğum yazının da linkini buraya bırakayım… yeni değil ki bu yalnızlık…

Reklamlar