
Byung-Chul Han, Metis yayınlarından çıkan “Şeffaflık Toplumu” adlı kitabının girişinde alıntı yaptığı ilk cümle ile ters köşeye yatırıyor zihnimizi. Peter Handke’nin “Başkalarının hakkımda bilmedikleri ile geçinirim ben” cümlesine nazaran bilindikçe geçinebileceğini düşünen bizler, bilinmek/tanınmak için ne de çok zorluyoruz kendimizi. Eğer az biraz teşnesi olmuşsanız yaşamın, dünyanın özellikle de sosyal medyanın sırıtan sanallıkta ya da/ve de samimiyetsizlikte geçinebilenleri ya da geçinebileceğini düşünenleri görmek zor değil. Hele ki interneti sosyal medya ile tanıyanlar için ne üzücü bir durum zira aynada bakabilecekleri bir geçmişleri yok. Dolayısı ile bilinmek ve tanınmak için verilen mücadele ile kişi kendi gerçekliğinden uzaklaşıp sosyal, toplumsal, nesnesel bir kaosun içine çekiliyor. Maddi, manevi, duygusal kazançlarımız ölçüsünde kendimizi avutabildiğimiz bu dünyada güvenilir bir yol ya da liman bulamayacağımızı eninde sonunda öğreniyoruz hepimiz. Şeffaflık adı altında gizlediğimiz, gizlemeye çalıştığımız çoğu şeyin sözlerimizden, fotoğraflarımızdan, paylaşımlarımızdan bir bir döküldüğünü fark edemiyoruz. Eksikliklerimizi fazlalık, zayıflıklarımızı güç, zaaflarımızı zafer, günahlarımızı sevap olarak gösterme çabasında bir bir eksiliyoruz kendimizden. Oysa ki kedimizi bulmak, kendimiz olabilmek için bir bir bilgimizi, anlayışımızı, kavrayışımızı, yeteneklerimizi geliştirmek gerekiyordu. Han, Şeffaflık Toplumu ile pazarlama dünyasının, pazarlama rüyasının foyalarını, boyalarını şirketler bazında değil bireyler bazında ele alarak şikayet edilen, ettiğimiz dünyanın aslında rüyamızın bir parçası olduğunu bize bizimle gösteriyor.
Support authors and subscribe to content
This is premium stuff. Subscribe to read the entire article.















